Ben çocukken… Küçük bir çocukken hayat benim için bir oyun bahçesinden ibaretti. Küçük oyun bahçemde güvendeydim. Bahçemi kimse bilmezdi. Benimdi. Sadece bana özeldi. Çitleri vardı. Korunuyordum. Heyecanlıydı bahçem, ama tedirgin etmezdi beni. Bütün hayallerin gerçek olduğunu sandığım b r yerdi. Hayallerin hayalden öte olduğu. Küçük bir çocukken benim bir oyun bahçem vardı. İçinde olmaktan korkmadığım,en mutlu olduğum, hayallerimi vadeden. Hayatı güzel kılan bir yerdi. Sonra büyüdüm. Ben büyüdükçe ruhumda büyüdü. Ruhum büyüdükçe hayallerime bahçem dar geldi. Sığamadım. Ya çıkacaktım, ya da beni koruyan o çitleri açacaktım. Büyümek heyecanlıydı, korkutucuydu, güzeldi, coşkuluydu. Oyun bahçesinin kapılanın açılmasıyla özgürlük başlayınca coşku arttı, neşe arttı, korku, heyecan, derinlik arttı. Ama mutluluk ve güven azaldı. Güvenli hayat bahçem güvensizleşti. Sürekli mutluluk yok oldu. Sık mutsuzluklar etrafımda çit oldu. Daha da büyüdükçe kapıları iyice açılan safça güvenen “yaşam bahçe”me güvensiz, acı verecek, ılık insanlar geldi. Nasıl geldi neden geldi neden izin verdim? Oysa ruhum hala çocuktu. O bahçede oynayan, o bahçede hayaller kuran ve hala o bahçede yarattığı peri masallarına inanan. Bedenim ve ruhum büyüdükçe değişen tek şey yaşantıların mide ağrısı şeklindeki yansımalarıydı. Hem de kalp ağrısı beklentisine rağmen. Beklentilerle yaşamanın son ermesi gerekti. Beklentisizlik umutsuzluk muydu yoksa? Yoksa vazgeçmek miydi kendimden, çevremdekilerden? Hayallerimden vazgeçtim; Ya da çocukluğumdan? Hayal kırıklıkları yüzünden beklentisiz yaşamayı öğrenmek hatamıydı? Bana bunu yaşatıp olgunlaştıranlara teşekkür etmek mi lazımdı? Geri dönmek; küçülmek, daha da küçülmek, yok olmak… kendi yaşam bahçemde toprak olmak.. Artık güçlü olmak istemiyorum. Güçsüz, savunmaya muhtaç, ama umutlu, ama mutlu olmak istiyorum. Pes etmek bu olmalı belki de. Yaşamak, var olmak değil istediğim, yaşamın özünün tadına varmak, varlığımın sınırsızlığını keşfetmek istiyorum. Ama daha fazla büyümek istemiyorum. E&T 07.2009
|